Platon Kibritçi Kız Masalını anlatırsa


 Öğrencilerimiz ilk ortak ürünlerini hazırladılar. Kibritçi Kız masalını platon bakış açısıyla yazdılar. (E.Eser)

PLATON’DAN BİR MASAL: KİBRİTÇİ KIZ

1-İnsanların mağarada yaşadığı kadar eski olmasa da, kendilerini mağaraya hapsettiği ve bundan haberi olmadığı zamanlarda, fakir bir kız yaşarmış. Küçük kızın ne annesi ne de babası varmış. Karanlık bir ormanda, içinde küçük bir ateşin olduğu neredeyse karanlık bir mağarada yaşayan küçük kızın mağaradaki ateşi minicikmiş. Günlerden bir gün minik ateş ona eğer hayatta kalmak istiyorsa, birkaç tane, çok fazla değil, kibrit satarak küçük bir parça ekmek satın alabileceğini ve bu sayede yaşayabileceğini fısıldamış. Küçük kız birkaç kibrit satın almayı başarmış.  Mağaraya döndüğünde yanan küçük kıvılcım, küçük kızın elinde tuttuğu kibritin gölgesini mağaranın duvarına yansıtmış. Kibritin kendisiyle tezat boyutta olan devasa gölgesi küçük kıza çok cazip gelmiş. Lakin küçük kız gölgeyi bu kadar büyük ve cazip yapanın ne olduğunu fark edecek durumda değilmiş.    (ÇBAL)

2-Kocaman kibrit gölgesinin vaat ettiğine inanan kız kibritleri satmak için çok uğraşmış. Yalvarmış yakarmış: “Lütfen! Sadece bir kutu alın”. Bunları söylerken şöyle düşünüyormuş bir yandan da: “Aldığınız kibrit benim bir parça ekmek almamı sağlayacak”. Yanından geçen kimse ona dönüp bakmamış. Küçük kız mağarasına dönmüş. Açlıktan ve soğuktan çabucak uykuya dalarken  “Neyse ki minik ateşim var.” diye düşünmüş. Ertesi gün kibritlerini satmak için yine dışarı çıkmış. Soğuktan donmak üzereymiş. Ama bir tane kibrit bile satamamış. Canına tak etmiş. “Neden kibritlerimi yakıp ısınmıyorum?” demiş. “Hem ısınırsam kibritleri satmak için güç bulurum”.  (Erciş SBL)

3-İlk kibriti yakmış. Birden soğuk etkisini yitirmiş. Çünkü kibritin gölgesinde çok ferah bir odada tatlı tatlı yanan bir şömine duruyormuş. Odadaki mobilyalar, şöminenin alevi o kadar canlı ve renkliymiş ki, kendini çok mutlu hissetmiş. Bu kadar mutluyken kibrit sönmüş. Şöminenin alevi, odanın huzur veren renkleri yitip gitmiş. O anda aklına mağarasındaki minik alev gelmiş. “Bütün kibritlerimi yakmayı ne kadar istiyorum. Ama bütün kibritlerimi yakarsam mağaradaki ateşimi tutuşturamam. Burada donarak ölürüm.” demiş. “Çok ısıtmasa da küçük bir ateşim var hiç değilse.” diye düşünmüş. Mağarasına dönen kız aç ve üşümüş olsa da kibriti yakarken karşılaştığı gürül gürül yanan şömineli odanın hayaliyle mest olmuş. O yansımayı tekrar görmek istemiş, bütün renkleri ve sesleriyle. Satması gereken ama satamadığı kibritlerden birini minik alevi tutuşturmak için kullanmış. Bu kez renkler ve şöminenin sıcaklığı yokmuş. Duvara yansıyan gölgede gördüğü kendisinin yere çömelmiş, soğuktan büzülmüş, tir tir titreyen bedeniymiş. Gölgesine dokunmuş, hiçbir şey hissetmemiş. “Ateşin etkisine bak, bir küçük kibritin yaptığı etkiyi yapamıyor, bana hasret çektiğim sıcak odanın hayalini bile sunmuyor” deyip öfkelenmiş. Yarın eğer kibritlerimi satamazsam bir kibrit daha yakacağım. Varsın kibritin tutuşturacağı bir çırpı bile olmasın. Belki bu defa daha renkli, daha sıcak hatta karnımı doyuracak bir şey görürüm.” demiş.  Ertesi gün odunsuz çırasız kibrit yakmanın heyecanı o kadar sarmış ki küçük kızı, satamamanın umutsuzluğunu hatırlamamış bile. Siz de bilirsiniz: “Alışmak, düşünmekten kurtarır”.  Büyük bir heyecanla bir kibrit daha yakmış. Bu kez bütün ihtişamıyla mükellef bir yemek sofrası belirmiş önünde. Yine bütün renkleri ve canlılığıyla. Ne var ki kibrit yine sönmüş. Ve mükellef sofra da ortadan kaybolmuş. Bir kibrit daha yakmak için delice yanıp tutuşurken mağarasındaki minik alevi hatırlamış. Dün akşam o alevin hiçbir işe yaramadığını ve aleve ne kadar kızdığını da. “Küçük de olsa o ateşe ihtiyacım var” demiş. Belki bu akşam gördüklerimi ateş duvarda bana seyrettirir” demiş. Eve dönerken sattığı bir kutu kibritle aldığı ekmek ona kendini iyi hissettirmiş. O akşam mağarasında kibritle oynadığı oyunu ateşle oynamak istemiş yine. Karnı tıka basa dolu olmasa da küçük ateşi bir kibritle alevlendirmiş yine. Bu kez mağaranın duvarına yansıyan gölgesi daha az üşüyormuş. Gölge yine simsiyahmış ama kendi sureti o kadar ümitsiz durmuyormuş. Midesinin azıcık da olsa dolu olmasının etkisiyle bir zamanlar hayalini kurduğu gibi dans etmeye başlamış, gölgesi de onunla beraber dans etmiş. Kibritin alev almayan tarafıyla yere desenler çizmiş. Gölgesi de onunla beraber. Çizdiği desenlerin üzerinde atlayarak dışarıda gördüğü çocukların oyunlarını taklit etmiş. Duvardaki gölgesi de beraber. Kendi kendine “Gölgem ben ne istersem onu yapıyor. Ne kadar büyük olursa olsun onun hareketlerini belirleyen benim” derken uykuya dalmış. Gölgesinin aslının kendisi olduğunu keşfeden kızın aklı yine de odunsuz çırasız bir kibrit daha yakmaktaymış. Az da olsa kibrit satması bile onu kibritlerini boşa yakma isteğinden alıkoyamıyormuş. Bu kez ne göreceğini merak ediyormuş. Sadece iki gün erteleyebilmiş bu isteğini.     (ÇBAL)

4-Eve dönmek üzereyken bir kibrit yakmış. Bu kez tüm şefkati ve sevecenliğiyle büyükannesi belirmiş karşısında. Onu daha çok hissetmek için bir kibrit daha yakmış. Büyükannesinin gözlerine dikmiş gözlerini. Onun gözlerinde kendi imgesini görmek için elindeki bütün kibritleri yakmaya razıymış. İkinci kibriti yakmış, bakmış büyükannesinin gözlerinin içine. Ama yokmuş o gözlerde. Beni görmüyor. Oysa tek istediğim beni görmesi, onun gözlerinde kendimi görmek”. Tam o sırada ikinci kibrit de sönmüş. Üçüncü kibriti almış eline. Kendimi gözlerinde göremediğim birinin gözlerine bakmak için neden kibritlerimi yakayım ki?” diye düşünmüş. “İki gün önce kibritlerimle oynadığım küçük oyun bile bana daha iyi geldi. Çünkü o gölgeler bile ben ne istersem onu yapıyordu, gölgelerimin sahibi bendim” demiş.  (ŞAÖAL)

5-Evine döndüğünde küçük alev sönmek üzereyken tutuşturmuş onu yine bir kibritle. “Buna değer.” diye düşünmüş. Büyükannesini düşünmüş, “Bana sarıldığında ona defalarca baktım kendimi görebilmek için”. Mağarasında tekrar eden hayat desenlerini düşünmüş, tekrar etmediği tek şey iki gün önce mağarasında oynadığı oyunmuş. Kendine ait olan, kendinin inşa ettiği tek eylem. Başka eylemleri de olmalıymış. Ama bir şey, bir şey, bir şey daha denemeliymiş önce. Madem gölgeye hareket veren kendisiymiş. Bir kibrit yakıp kibrit alevinin duvardaki gölgesine bakmalıymış. Dışarıdayken deli gibi yakmak istediği bu kibritler mağarada ona istediği imgeleri sunacak mıymış? Mağaradaki minik ateşine bakmış, ateşle tutuşturmuş kibriti. Kibritin devasa gölgesi duvara aksederken ne kibrit alevinden ne de küçük ateşten bir iz varmış duvarda. Işığa ışık tutmak gölge oluşturmuyormuş meğer! Işık zaten alevin içinden geçmesine izin veriyormuş. Tutuşturacak bir şey olmadan yaktığı her kibritle beliren hayal, ondan kibritlerini alıyormuş sadece. “Her defasında yaktığım şey, hayatımı devam ettirme gücüm, sıcaklığım” diye düşünmüş. Elinde kalan kibrit kutularının sayısına bakmış. Neyse ki hepsini yakmadım, demiş. Dışarıya çıkmış. Çıkarken güvenli olarak tutturduğu yol olan, onun donmasına sebep olan hayaller yolundan başka bir yola gitmeye varmış. Mağara evindeki gölgeler siyah beyaz, dışarıda kibritleri yakmasına neden olan imgeler renkliymiş. Yani ateşin gölgeleri renksiz, onu donduran hayalleri renkliymiş. Benim ateşe olduğu kadar güneşe de ihtiyacım var, demiş. Kendisi gibi kimsesiz, fakir bir kızı şarkı söylerken görmüş.  Kız bir yandan bir melodi mırıldanıyor bir yandan da resim çiziyormuş. Küçük kız, sanatını dokumaya çalışan kıza yaklaşmış. Çizdiğinin ne olduğunu sormuş. En çok istediğim şeyi çiziyorum demiş. “Neyi? diye sormuş kibritçi kız. “Hayallerimin gerçeği ısıtmasını. Sonbaharı da yaşıyor gerçeklerim; kışı da, ilkbaharı ya da yazı da.” diye cevap vermiş küçük kız. (Özkan Halaç)

6-Kibritçi kız merak etmiş: “Peki kışın ölmüyor mu gerçeklerin, hayaller almıyor mu yerini gerçeklerinin donarak ölecek gibi olmuyor musun?” diye sorarken eğilip bakmış kıza. Kız resim çizerken cevap vermiş: “ Kış da güneş sayesinde var. Kış olsa da güneş var. Güneş bana şeytanın benimle pazarlık yapmayı istemesine neden olan şeyi sağlıyor. Biliyor musun şeytan en çok neyi kıskanır insanda?” “Neyi?” diye sorarken aklında mağarada kibriti yakmadan onunla oynadığı oyunlar gelmiş kibritçi kızın. (TOKİ)

7-Kız çizdiği resimden başını kaldırmış kibritçi kızın gözlerinin ta içine bakmış:  (TOKİ)

8-“Yalnızca ölene kadar mücadele eden insanın kurtulabileceği bilgisini, hayata devam etme gücünü. Bu gücü de sadece güneşle değil, güneşin getirdikleriyle, mevsimlerle yaşamayı göze alırsam, öğrenirsem kazanabilirim. Mevsimlerle yaşama yolculuğumda bir son yok diye,  daha çabuk ölmek için şeytana kanmaya hiç niyetim yok. Ölmediğimiz sürece devam ederiz”.  (Erciş SBL)

9-Kibritçi kız ilk ve nihayet kendisini, kendi imgesini bir başkasının gözünde görebilmiş. Çünkü o mağaradaki gölgelerde ve sokaktaki yansımalarda kendi sesini hiç duymadığını, kendi sesine ait olan hiçbir hayali kurmadığını, bu yüzden neredeyse donarak öleceğini fark etmiş.  Değişmeyi göze alırsa kendi sesini duyabileceğini, mevsimlerin çatışmasını yaşamadan da kendine ait olanla hayatını asla geçiremeyeceğini o anda anlamış. “Mağarada kendi sesimi duymam mümkün değildi.” düşünmüş.  (CMFL)

10-“İyisi mi kibritler cebimde kalsın.” demiş. “Ama satmak ve yakmak için değil. Devam etmek için. Aydınlığa alışabileyim” diye. Zorluklar devam edebilmenin engeli değil kaynağıydı. Bunun için mağarasının dışındaki hayat da kolay olmayacaktı ve olmalıydı da.  (ÇBAL)

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aristo ' nun gözünden kibritçi kız masalının çizimleri

Proje sonu görüş anketimiz